5 Temmuz 2016 Salı

Giriş

Giriş

Yalnızca Kuran'ı rehber edinenler, batıl olan inançlardan tamamen uzaklaşır, dünyada ve ahirette sonsuza dek sürecek güzel bir yaşama sahip olmayı umut edebilirler.
İslam ve karma
 
Doğu dinleri, akıl ve mantık dışı birçok inancı ve uygulamayı barındırıyor olmasına rağmen, sahip olduğu gizemli ve mistik hava nedeni ile insanların ilgisini çekmektedir.
Günümüzde insanların büyük bir bölümü, dünya üzerinde yaşanan kaostan, kargaşadan, kavgalardan, sıkıntılardan, insaniyetsizlikten, çekişmelerden, samimiyetsizliklerden, bencilliklerden ve yalancılıktan uzaklaşmanın, huzur, güven ve barış içinde bir hayat kurmanın yollarını aramaktadır.
Bu amaçla bir arayış içine giren bazı kişiler özledikleri huzur ve mutluluğu, Hinduizm ve Budizm gibi dinlerde bulabileceklerini zannederler. Doğu dinlerinin gizemli ve mistik havası, meditasyon benzeri uygulamaları ve bu dine mensup olan kişilerin tavırlarındaki, giyimlerindeki, konuşmalarındaki ve ibadet şekillerindeki farklılık birçok insanın bu dinlerden etkilenmelerine neden olmaktadır.
Ancak Hinduizm ve Budizm gibi dünyanın bilinen en eski dinleri olarak kabul edilen inançlar, her ne kadar bazı güzel ahlak mesajları içerseler de, hak din değildirler. Muhtemelen zaman içinde yaygın olarak kabul edildikleri toplumların gelenek ve görenekleri ile karışmış ve bazı insanların da kasıtlı olarak ekledikleri hurafeler ve yanlış inançlarla bozularak günümüzdeki batıl şekillerini almışlardır. Bu nedenle bu dinlerin akıl ve mantıkla çelişen birçok düşünce ve uygulamaları bulunmaktadır.
Son zamanlarda ülkemizde de gündeme gelen Karma inancı, bu batıl dinlerin önemli bir özelliğidir. Karma felsefesi, insanları bazı olumlu ahlaki özelliklere özendirmektedir ancak bunun yanında birçok sapkın ve batıl inancı da içermektedir. Karma'nın temelini oluşturan bu batıl inançların insanlar için bir kurtuluş yolu olması, insanlara mutlak bir huzur ve güven getirmesi ise kesinlikle mümkün değildir. Tam aksine bu inançlar insanı daha karmaşık bir ruh haline, çarpık bir bakış açısına ve yanlış uygulamalara yöneltmektedir. Elinizdeki kitapta bu yanlış uygulama ve fikirler ele alınacaktır.
Karma inancının yanlış yönlerine geçmeden önce şunu hatırlatmakta yarar vardır: Dünya üzerinde gerçek mutluluğu ve huzuru bulmanın yolu, kainatın tek hakimi olan Rabbimizin tüm insanlar için seçip beğendiği İslam Dini ve İslam Dini'nin kaynağı olan Kuran'dır. Kuran, Allah'ın bildirdiği gibi, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkartabilecek ve insanların kurtuluşuna vesile olabilecek tek Kitap'tır: Allah bu gerçeği Kuran ayetlerinde şöyle bildirmiştir:
Ey Kitap Ehli, Kitap'tan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve bir çoğundan geçiveren elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi. Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 15-16)
Elif, Lam, Ra. Bu bir Kitap'tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik. (İbrahim Suresi, 1)
Bu kitapta Karma felsefesinin Kuran ile mutabık olan güzel ahlaka ait bazı özelliklerinin yanında, Kuran'a, insan aklına ve vicdanına aykırı olan sapkın yönleri açıklanacaktır.
Ancak en başta şunu hatırlatmalıyız ki; Karma inancı hiçbir delile dayanmayan, Allah'ın vahyettiği bir kutsal kitabı olmayan, yalnızca insanların uydurduğu fikirlerden oluşan bir felsefedir. Böyle bir felsefeyi bir ortaokul öğrencisi bile rahatlıkla meydana getirebilir. Hatta bu ve benzeri çok sayıda felsefe üretebilir. Üstelik böyle bir felsefeyi üretmek için bir bilgiye ve zamana da ihtiyaç yoktur; yarım saat dahi böyle bir "dayanaksız inançlar" bütününü oluşturmak için yeterlidir. Çünkü Karma felsefesinde herhangi bir akılcılık iddiası yoktur. Bu durumda delilden yoksun, üstelik mantık dışı bir felsefeye uymak, onun hayali kurallarını yaşama geçirmeye çalışmak ne derece mantıklıdır? İşte bu kitapta Karma ve benzeri inançlara uymanın ve onlar doğrultusunda yaşamanın mantıksızlığı, delilleriyle ele alınacaktır.
Çiçekler
 
Bu (Kur'an) insanlar için bir beyan, sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür.
(Al-i İmran Suresi, 138)

Karma İnancı Nedir?

Karma İnancı Nedir?

Karma, kamuoyunda oluşturulan mistik ve gizemli hava nedeniyle insanların ilgisini çeken batıl bir felsefedir. Birçok yönüyle insan aklına, vicdanına ve fıtratına aykırıdır.
Karma felsefesi
Karma felsefesi, her ne kadar insanları güzel ahlaklı olmaya teşvik ediyor gibi görünse de, bu felsefe temelde ahiret inancı ve Kuran'da tarif edilen birçok imani konu ile çelişir.
Karma inancı, Hinduizm, Budizm ve Caynizm gibi batıl Doğu dinlerinde çok önemli bir yer tutmaktadır. Sanskritçe bir kelime olan Karma, "hareket, fiil" anlamına gelmektedir. Hint dinlerinde Karma kavramı, bir "sebep-sonuç kanunu" olarak bilinmektedir. Karma inancını savunanlara göre, bir insan geçmişte ne yapmışsa, gelecekte onu görecektir. İyiden iyi, kötüden kötü çıkacaktır. Dolayısıyla insanın bugünkü durumu da geçmişinin bir sonucudur.
Karma inancında geçmişten kastedilen, o insanın şu anki hayatından önceki hayatı, gelecekten kastedilen ise ölümünden sonra başlayacağı iddia edilen bir sonraki hayatıdır. Çünkü Karma'nın temelinde, insanın ölümden sonra dünyaya tekrar başka bir bedenle geldiği ve bu ölüp dirilmenin sürekli devam ettiği anlamına gelen reenkarnasyon inancı bulunmaktadır. Dolayısıyla Karma'ya inanan biri, öldükten sonra gerçekleşecek olan sözde yeni hayatındaki başarılarının, mevkisinin veya hayat şeklinin bir önceki hayatındaki davranışlarına ve ahlakına bağlı olduğuna inanır. Söz gelimi, bugün zengin veya başarılı olan bir kişinin, geçmiş hayatında iyi bir insan olduğu için, bu hayatında zenginlikle ödüllendirildiği düşünülür. Aynı şekilde fakir, sakat ya da başarısız olan bir kişinin geçmiş hayatında kötülükler yaptığı ve bunun karşılığını şimdiki hayatında bu şekilde aldığı iddia edilir. Hatta bu batıl iddiaya göre, insan yaptığı kötülüğe göre bir sonraki yaşamında bir bitki veya bir hayvan görünümünde de olabilmektedir. Reenkarnasyonun batıl bir inanış olduğu, kitabın ilerleyen bölümlerinde detaylı olarak incelenecektir.
İlk bakışta Karma inancının insanlara bazı güzel ahlak özellikleri kazandırabileceği düşünülebilir. Çünkü, bu inanca göre bir insan tekrar dünyaya geldiğinde en iyi koşullarda yaşamak isteyecek, dolayısıyla şu anki hayatını, bir sonraki dünya hayatını kazanmak için en doğru şekilde yaşamaya gayret edecektir. Ancak, hem Karma, hem Karma'nın temelini oluşturan reenkarnasyon inancı, hem de Karma inancına sahip olan Hinduizm, Budizm gibi dinlerin içerdiği birçok batıl inanış, insan aklına, mantığına, vicdanına ve fıtratına aykırıdır. Bu nedenle de söz konusu dinlerin içerdiği kanun ve uygulamaların insanlara güzel ahlak, toplumlara da gerçek anlamda huzur, güven ve mutluluk getirmesi mümkün değildir. Bu inançların yaygın olduğu -hatta milli din olarak kabul edildiği- ülkelerdeki yaşam koşulları ve adaletsizlikler bunun en açık örneklerindendir.
Karma felsefesi
Karma inancına göre, ünlü ve zengin olan biri, geçmiş hayatındaki iyiliklerinin karşılığını bu şekilde almıştır. Ancak Karma'ya inanan birçok insana göre, bu adaleti sağlayan bir Yaratıcı yoktur. Bu felsefenin savunucuları, Karma'nın kendi kendine işleyen bir sistem olduğuna inanırlar.
Hinduizm ve Budizm gibi dinlere ait bazı söylemlerin insanların dikkatini çekmesinin en önemli nedenlerinden biri, dünyaca tanınan bazı sinema ve müzik sanatçılarının bu dinlere olan ilgileridir. Tibet'te Budist giysileri içinde resimler çektiren ya da meditasyonla huzur bulduklarını açıklayan kimi ünlü isimler, insanların dikkatlerini bu dinlere çekmektedirler. Bunun yanı sıra kamuoyunda oluşturulan mistik ve gizemli hava da insanların bu dinlere ilgi duymalarına neden olmaktadır.
Ancak bu havadan etkilenerek Karma'yı yaşam felsefesi haline getiren insanların büyük çoğunluğu da, gerçekte bu felsefeler üzerinde detaylı bir inceleme yapmaz, dikkatle düşünmezler. Bu kişiler genelde maneviyata eğilimli oldukları için, bu felsefelerin güzel ahlakla ilgili bölümleri daha çok dikkatlerini çeker. Bu nedenle de bu dinlerdeki birçok inancın çelişkili, mantıksız, insan fıtratına ve vicdanına aykırı özelliklerini görmez, kimi zaman da görmezden gelirler. Oysa içinde yaşadığı zorlu ve sıkıntılı hayattan kurtulmayı ve tüm insanların mutluluk, huzur ve güven dolu bir hayat içinde yaşamalarını samimi olarak isteyen bir kişi, doğru yolu bulmak için bir çaba sarf etmelidir. Bunun için etkisinde kaldığı felsefeleri dikkatle araştırmalı, bulduğu yolun en doğru, en akılcı ve vicdana en uygun yol olduğuna içtenlikle karar vermelidir.
Bu kitabın yazılış amacı da, böyle bir arayış içinde olan insanlara en doğru yolun; Karma gibi -her ne kadar olumlu mesajlar içerse de- kaynağını batıl hurafelerle ve akıl dışı uygulamalarla dolu Hint dinlerinden alan bir felsefeye uymak olmadığını göstermektir. İnsanların, hem dünyada, hem de ölümden sonraki sonsuz hayatlarında mutluluk ve huzur içinde yaşayabilmelerinin tek yolu Allah'a iman etmeleri ve Kuran'da bildirilenlere uymalarıdır. Kuran, Rabbimizin düşünen insanlar için indirdiği hak kitabı ve insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaran yegane hidayet rehberidir. İnsanları kötülüklerden, bozgunculuktan, acımasızlıktan, zalimlikten, hoşgörüsüzlükten, ümitsizlikten, karamsarlıktan, mutsuzluktan ve her türlü çirkin davranıştan uzak tutacak olan, göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah'tan korkarak Kuran ahlakını yaşamaktır.
İşte bu (Kur'an) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten O'nun yalnızca bir tek ilah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip-duyurma (bir belağ)dır.
(İbrahim Suresi, 52)

Karma İnancına Göre Reenkarnasyon

Karma İnancına Göre Reenkarnasyon

Karma inancında, insanların öldükten sonra başka bir beden ile tekrar dünyaya geldiklerine, yani reenkarnasyona inanılır. Bu, hiçbir delile dayanmayan, tamamen batıl bir inançtır.
Karma felsefesinin bir sonucu olarak reenkarnasyon, -yani bir insanın öldükten sonra başka bir bedenle dünyaya tekrar geldiği- inancı Hint dinlerinde çok köklü olarak yerleşmiştir. Karma ve reenkarnasyon arasındaki ilişki Dinler Tarihi isimli kitapta şöyle açıklanmaktadır:
Karma doktrinine bağlı olarak tenasuh, yani ruhun bir bedenden ötekine geçtiği inancı doğdu. Böylece ölümden sonra devamlı var olma, ruhun bedenden ayrı olduğu fikri gelişmiş oldu. Bu inanışa göre, ruh kendi derecesi içinde yüksek veya alçak olarak doğar. İnsan yaptıklarına göre hayvan, bitki, insan veya tanrı şeklinde doğar. (Buna göre insan kendi kaderinin mimarıdır.) Bu doğuş, bir sebep sonuç ilişkisi içinde gerçekleşir. Manevi ve ahlaki karşılık, yani yapılanların sonucu ruhun tenasuhu ile mümkün olur. Sonraki hayatta mutlu olmak, doğru harekete bağlıdır. Her şahıs, işlerinden sorumludur. Ölümden korkmaya gerek yoktur. Devamlı yeniden doğuşlarla insan, arzularına ulaşır, devamlı bir tatmin elde eder. O, tanrı Brahma'da yaşar. Bu inanışın Hintliyi kuvvetli bir iyimserliğe ulaştırdığı ileri sürülmektedir.1
İslam ve Karma
 
Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir...
(Al-i İmran Suresi, 185)
... Gerçekten Allah'la beraber başka ilahların da bulunduğuna siz mi şahidlik ediyorsunuz?" De ki: "Ben şehadet etmem." De ki: O, ancak bir tek olan ilahtır ve gerçekten ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım.
(Enam Suresi, 19)
Görüldüğü gibi, Karma'da ahiret inancı yoktur; bunun yerine sürekli ölüp, tekrar dünya hayatında aynı ruhla, fakat yeni bir bedenle dirilme inancı vardır. Ancak bu, Allah'ın Kuran'da bildirdikleri ile çelişen, batıl ve sapkın bir inançtır.
Bu felsefede dikkat çeken bir başka sapkın inanç ise, insanın bir ilah olarak da doğabileceğine inanılmasıdır. Bu, tarih boyunca inanılan en batıl ve gerçek dışı iddiadır. Böyle bir iddia açıkça Allah'a şirk koşmak anlamına gelmektedir. Oysa açıktır ki, hiçbir insan ilah olamaz; tek bir İlah vardır ve O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. Tüm kainatın ve canlıların sahibi, yaratıcısı, koruyucusu ve ilahı Allah'tır. O'nun eşi ve benzeri yoktur. Rabbimiz olan Allah, bu gerçeği Kuran'ın İhlas Suresi'nde şöyle bildirir:
De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed'dir (herşey O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır). O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey O'nun dengi değildir. (İhlas Suresi, 1-4)
Bunun dışında bir inanca sahip olanlar doğru yoldan sapmışlardır ve dünyada da ölümden sonraki hayatta da zarardadırlar.

Kuran'da reenkarnasyon yoktur, ölüm ve dirilme bir keredir

Dünya hayatı
Her insan mutlaka ölümü yaşayacaktır. Ancak bu ölüm sadece bir kez olacak ve hiç kimse öldükten sonra tekrar bu dünyaya geri gelmeyecektir. Bu, Allah'ın Kuran ile bildirdiği kesin bir gerçektir. Önemli olan bir başka gerçek ise şudur: Ölüm bir yok-oluş değildir. Ölüm, insanların geçici ve çok kısa süren dünya hayatlarının sonu ve sonu olmayan ahiret hayatlarının ise başlangıcıdır. Ve her insan, dünya hayatındaki tavrına göre, ahiretteki sonsuz hayatını cennette veya cehennemde geçirecektir.
Reenkarnasyon hiçbir ilahi kaynağa dayanmayan batıl bir inançtır. Ancak sadece Hint dinlerinde değil, dünyanın her yerinde reenkarnasyona inanan, daha doğrusu reenkarnasyonun doğru olmasını isteyen insanlar bulunmaktadır. Bunun nedeni, dine inanmayan, ahiretin varlığını inkar eden, ölümden sonra yok olmaktan veya sonsuza kadar cehennemde kalmaktan korkan insanların, reenkarnasyonu, bu korkularını yenmek için bir çıkar yol olarak görmeleridir. Çünkü reenkarnasyon inancının temelinde de ölümden korkmamak gerektiği ve insanın yeniden doğuşlarla arzularına ulaşabileceği yönünde gerçek dışı bir telkin yatmaktadır.
Oysa Kuran'da ölümün ve dirilişin bir kez olduğu bildirilmektedir. Her insan dünyada sadece tek bir hayat yaşar, bu hayatından sonra ölür ve ölümünden sonra tekrar diriltilerek, dünyada tüm yapıp ettiklerine göre sonsuza kadar cennette veya cehennemde kalmayı hak eder. Yani insanın bir dünya hayatı, bir de sonsuza kadar yaşayacağı ahiret hayatı vardır. İnsanların öldükten sonra dünya hayatına geri dönemeyecekleri Kuran'da çok açık olarak bildirilmektedir:
Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler. (Enbiya Suresi, 95)
Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin. Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır. (Mü'minun Suresi, 99-100)
Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi, insanların bir bölümü ölüm ile karşılaşınca, tekrar dirilme ümidi içinde olacaklardır. Ancak, kendilerine bunun kesinlikle mümkün olmadığı o an açıklanacaktır. Allah bir başka ayetinde insanların ölümü ve diriltilmesi ile ilgili şunları bildirir:
Nasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi o diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz. (Bakara Suresi, 28)
güzel manzara
 
... Sonunda sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, elçilerimiz onun 'hayatına son verirler.' Onlar kusur etmezler. Sonra gerçek mevlaları olan Allah'a döndürülürler. Haberiniz olsun; hüküm yalnızca O'nundur. Ve O,hesap görenlerin en süratli olanıdır.
(Enam Suresi, 61-62)
Yukarıdaki ayette görüldüğü gibi, insan başlangıçta ölüdür, yani yaratılışının temeli başlangıçta, toprak, su, çamur gibi cansız maddelerden oluşmaktadır. Daha sonra Allah bu cansız yığına "bir düzen içinde şekil verip" diriltir. Bu dirilişten belli bir süre sonra insan, yaşamı sona erince tekrar öldürülür ve toprağa geri döner, çürüyüp-ufalanıp toz haline gelir. Bu da insanın ikinci defa ölü haline geçişidir. Geriye ise son kez diriltilmesi kalmıştır. Bu da ahiretteki dirilmesidir. Her insan ahirette diriltilecek ve bir daha geri dönüşün mümkün olmadığını anlayarak, dünyada yaptığı herşeyin hesabını verecektir.
Diğer ayetlerde de insanın dünyaya geldikten sonra tek bir ölümden başka ölüm tadmayacağı şöyle bildirilir:
Orda, ilk ölümün dışında başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur. Senin Rabbinden, bir fazl ve (lütuf) olarak. İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş' budur. (Duhan Suresi, 56-57)
Yukarıdaki ayetler, ölümün sadece bir kez olduğunun görülmesi açısından son derece açık ve kesindir. İnsanlar her ne kadar ölüm ve ahiret korkularını yenmek ve kendilerini teselli etmek için reenkarnasyon gibi batıl inançları kabul etmek isteseler de, gerçek olan, öldükten sonra bir daha dünyaya gelmeyecekleridir. Her insan sadece bir kez ölecektir ve bu ölümünden sonra, Allah'ın takdiri olarak sonsuza kadar yaşayacağı ahiret hayatı başlayacaktır. Allah her insanı dünyada yaptığı iyilik veya kötülüklere göre, cennetle ödüllendirecek veya cehennemle cezalandıracaktır. Allah, sonsuz adalet sahibi, sonsuz merhametli ve şefkatli olandır ve herkese yaptığının karşılığını eksiksiz olarak verendir.
Ölümden veya cehenneme gitme ihtimalinden korkarak, batıl inançlarda teselli aramak ise, hiç şüphesiz insana çok büyük bir yıkım getirir. Akıl ve vicdan sahibi bir insan, bu yönde bir korkusu varsa, cehennem azabından kurtulup cenneti umabilmek için samimi bir kalple Allah'a yönelmeli ve insanlar için tek hidayet rehberi olan Kuran'a uymalıdır.

Dipnotlar

1- Prof. Dr. Günay Tümer, Prof. Dr. Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ocak Yayınları, Ankara 1993, s.91-92

Karma İnancına Göre Ahiret

Karma İnancına Göre Ahiret

Karma inancının kabul edildiği dinlerde ahirete iman yoktur. Bu, Karma felsefesinin bir başka batıl yönüdür. Gerçekte ise, her insan ölümle birlikte, sonsuz ahiret hayatını yaşamaya başlayacaktır.
Karma inancının yer aldığı dinlerde ahiret inancı yoktur. Önceki bölümlerde de anlattığımız gibi, bu gerçek dışı iddiaya göre bir insan her ölümünden sonra tekrar dünyaya gelir ve bu dönüşüm sürekli devam eder.
Hinduizm'e göre insan, her dünyaya gelişinde, bir önceki hayatındaki iyilik veya kötülüklerine göre farklı bir kastta doğar. Bilindiği gibi, Hindistan'da toplum içinde kast sistemi halen geçerlidir ve bir insan dünyada ne yaparsa yapsın, kastı değişmez. Köle olarak doğan mutlaka köle olarak ölür veya işçi olarak doğan işçi olarak ölür. Her insanın hangi kastta doğacağının ise, bir önceki hayatında yaptıkları ile belirlendiğine inanılır. Örneğin bu hayatında köle olarak yaşayan bir insan, eğer iyi davranışlarda bulunursa, Karma iddiasına göre bir sonraki hayatında bir üst kastta doğacaktır.
İslam ve KarmaYine bu gerçek dışı iddiaya göre, her dünyaya gelişinde "iyi Karması olan" bir insan, her seferinde bir üst kastta doğar ve son olarak da en üst kastta yer alan bir rahip olarak dünyaya gelir. Rahip olarak iyi işler yapan insanın ise bir daha dünyaya gelmeyeceğine inanılır. Böyle bir insanın "Hayat Çemberi"nin sona erdiğine ve "Nirvana'ya ulaştığına" inanılır.
Bu batıl inanca göre "Nirvana'ya ulaşmak", bir insanın tüm dünyevi arzularından sıyrılıp, "Dünya Ruhu" olarak nitelendirilen Brahman'ın ruhuna dönmesi, Brahman ile birleşmesi anlamına gelmektedir. Hint dinlerinde bir ruhun erişebileceği en büyük mutluluğun bu olduğuna inanılır. Dolayısıyla, bu yanlış inanca göre bir insan her dünyaya gelişinde iyilik yapsa dahi, bunun neticesinde bir ahiret hayatı ile karşılaşmaz ve Brahman'ın ruhuna dönerek, onun ruhu ile birleşir.2
Budizm'de ahiret inancının olmadığını Sanskrit ve Karşılaştırmalı Filoloji Profesörü E. Washburn Hopkins, The Religions of India (Hindistan Dinleri) isimli kitabında şöyle açıklamaktadır:
Hatırdan çıkarılmaması gereken önemli bir husus şudur ki, Buda'nın kurmuş olduğu sistemin mantığı, onu, bu dünyada mutlu olmamış kimselerin mutlu olabileceği başka bir alemin varlığını kesin inkara götürmüştür. O, sadece öteki dünyayı inkar eden görüşünde ısrar etmekle kalmamış, bunun ötesinde öğrencilerini ve araştırmacılarını, kişinin ölümden sonraki kaderini araştırmaktan ve bu konuda soru sormaktan alıkoymak için her yolu denemiştir. Buda Nirvana'ya ulaşmanın varlığın yokoluşuna yol açtığına inanmış ve hiçbir zaman ölümsüz bir varlık fikrini benimsememiştir. Onun ısrarla üzerinde durduğu husus, herkesin Karma ve yeniden doğuş doktrinlerini tam anlamıyla kabul ederek, mümkün olduğu kadar çabuk, içinde bulunduğu sıkıntılı doğum-ölüm çemberinden bir an önce kurtulmaya gayret göstermesidir. Bunun için de, uyanık, aydın ve iyi bir mümin olmak başarının temel şartıdır.3
Bazı Budist kaynaklarda ise ölüm sonrası hayatla ilgili olarak şu bilgilerin verildiği görülmektedir:
Yeniden doğum, ister cennette ister cehennemin muhtelif katmanlarından birinde gerçekleşmiş olsun, söz konusu bu mekanlardaki var-oluşlar aynen yeryüzündekiler gibi geçicidir, ebedi değildir. Ferdin bu mekanlardaki kalış süresi, Hinduizm'de olduğu gibi, onun yeryüzünde iken yaptığı iyilik ve kötülüğün miktarına bağlıdır. Belirlenen sürenin tamamlanmasından sonra yeniden yeryüzüne dönülecektir. Cennet ve cehennem ve ferdin yeryüzündeki fiillerinin karşılığını gördüğü geçici varoluş katmanlarından başka bir şey değildir.4
Görüldüğü gibi, Karma'ya göre insanların yaptıklarının karşılığını bulduğu bir tür cennet ve cehennem inancı vardır. Ancak, hak bir dine ait olmadığı için bu inançta birçok çelişki ve mantıksızlık bulunmaktadır. Herşeyden önce, hak dinde bildirildiğinin aksine, cennet ve cehennemin sonsuz değil, geçici olduğu iddia edilir.
En mantıksız yönü ise, tüm bu sistemin kendiliğinden işlediğine inanılmasıdır. Yani bu inançta ne dünya hayatını ne de cennet ve cehennemi yaratan, insanlara yaptıklarının karşılığını veren bir Yaratıcının varlığı kabul edilmez. Bu, son derece mantıksız ve kabul edilmesi imkansız bir iddiadır. Bir yaratıcı güç, adaletle hükmeden, cenneti ve cehennemi yaratmaya güç yetiren yüce bir kudret olmadan, insanların cennet ve cehenneme gidecekleri iddiası, akıl ve vicdanla kabul edilemez.
Ayrıca Karma felsefesinde bunlar iddia edilirken, cennet ve cehennemin bir Yaratıcı olmadan nasıl oluştuğuna dair getirilebilen hiçbir açıklama bulunmamaktadır. Sadece bir gelenek ve hurafe olarak böyle sapkın bir inanç öne sürülmektedir.

Kuran'da tarif edilen ahiret inancı

dünya hayatı
İnsan, dünya hayatında birçok işle meşgul olur. Okula gider, çalışır, evlenir, ailesine bakar, gezer, okur, yazar... Ancak tüm bu işlere kendini kaptırarak bir gün öleceğini unutan insan zarara uğrar. Çünkü insanın yaşamı bu dünya hayatı ile sınırlı değildir. Dünyadaki yaşam, sonsuz ahiret hayatının yanında göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir süredir. Önemli olan insanın yaşamını, ahirette huzurunda hesap vereceği Allah'ın hoşnutluğunu arayarak geçirmesidir. Karma ve benzeri batıl inançlara kapılarak ahiretten yana gaflete kapılan insan kendisini bir anda hesap gününde bulup büyük bir şaşkınlık ve pişmanlık yaşayabilir.
Yukarıda da söz edildiği gibi, Karma felsefesini benimseyen dinlerde ahiret inancı ya hiç yoktur ya da ahiretten, geçici olarak bulunulan bir mekan olarak bahsedilmektedir. Oysa, Allah Kuran'da insanların kısa bir süre dünyada yaşadıktan sonra, sonsuza kadar "asıl yurtları" olan ahirette kalacaklarını bildirmektedir. Kuran'da tarif edildiğine göre asıl geçici olan yer dünya hayatıdır. Her insan ortalama 50-60 yıllık dünya hayatı boyunca tüm yaptıklarının karşılığını cennette veya cehennemde alacaktır. Bu gerçek Kuran'da şöyle bildirilir:
Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi. (Ankebut Suresi, 64)
Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (Enam Suresi, 32)
Ahirete iman etmek, İslam Dini'nin en temel konularından biridir. Dolayısıyla bir Müslümanın, ahiretin varlığını inkar eden bir inancı doğru bulması veya bu inancı kendisine rehber edinmesi mümkün değildir. Bu batıl inancı kulaktan dolma bilgilerle, bir özenti nedeniyle ya da bir moda gereği benimseyenlerin bu gerçeği mutlaka göz önünde bulundurmaları gerekmektedir. Çünkü Allah, ahireti yalanlayanların durumlarını Kuran'da şöyle bildirir:
Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı? (Araf Suresi, 147)
Ayette de bildirildiği gibi, Allah'ın ayetlerini ve ahiretin varlığını yalanlayan bir insanın yaptıklarının iyi bir karşılığı olmayacaktır. Bunlar iyilik de olsa, eğer Allah'ın rızası, rahmeti ve cennetini kazanmak için yapılmaz da, dünyaya tekrar geleceğine inanarak bir sonraki hayatında daha iyi bir hayata sahip olmak gibi batıl amaçlar için yapılırsa, -Allah'ın dilemesi dışında- Rabbimizin katında bir sevabı olmayabilir.

Cennet ve cehennem hayatı sonsuza kadar sürecektir

Karma felsefesine inananların savunduklarının aksine, cennet ve cehennem geçici mekanlar değildir. Her ikisi de sonsuza kadar sürecektir. Ayrıca cennete girenler cennetten çıkmayacakları gibi, cehenneme girenlerin bir kısmı da asla cehennemden çıkamayacaklardır. Sadece Karma felsefesinde değil, halk arasında yaygın olan birçok inançta cehennemin geçici olduğuna, insanların azap görüp cezalarını çektikten sonra cehennemden çıkacaklarına dair batıl bir inanç bulunmaktadır. Ancak bu kesinlikle doğru değildir. Cehenneme giren insanlardan bir kısmı, yaptıklarının bir karşılığı olarak cehennemde sonsuza kadar kalacaktır. Allah bu gerçeği insanlara şöyle bildirir:
Dediler ki: "Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir." De ki: "Allah katından bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez- Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?" Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır. İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 80-82)

Ölümle yok olmaktan korkanlar, cehennemde sonsuza kadar yok olmayı isteyeceklerdir

Cehennem
 
... O gün, cehennem de getirilmiştir. İnsan o gün düşünüp-hatırlar, ancak (bu) hatırlamadan ona ne fayda? Der ki: "Keşke hayatım için, (önceden bir şeyler) takdim edebilseydim." Artık o gün hiç kimse (Allah'ın) vereceği azab gibi azablandıramaz. O'nun vuracağı bağı hiç kimse vuramaz.
(Fecr Suresi, 23-26)
İnsanların bir kısmının, reenkarnasyona inanmalarının en önemli nedenlerinden biri, daha önce de belirtildiği gibi, ölümle birlikte yok olma korkularıdır. Bu fikir, inançsız veya zayıf imanlı insanları çok ürküttüğü için ya ölümü hiç düşünmek istemezler ya da reenkarnasyon gibi batıl düşüncelere inanarak, kendilerini teselli etmeye çalışırlar.
Oysa, ölümle birlikte insan yok olmaz. Yok olan sadece insanın bedenidir. Ruhu ise sonsuza kadar yaşayacaktır. Ancak bu yeni hayat, reenkarnasyon inancında olduğu gibi, yeni bir dünya hayatı değil, ahiret hayatıdır. Her insan dünya hayatında yaptıklarının karşılığını alacak; ya sonsuz nimetlerin olduğu, sayısız güzelliklerle donatılmış, mutluluk ve huzurla dolu cennet hayatıyla ya da dayanılmaz ızdırap ve acılarla dolu cehennem ateşiyle karşılık bulacaktır. Yaptıklarının karşılığı sonsuz cehennem azabı olan inkarcılar bu azapla karşılaşmamak için ölümü ve yok olmayı binlerce kez dileyecekler, ancak bu dünya hayatlarındaki inkarlarının karşılığını en adil şekilde alacaklardır. Allah cehennem ehlinin durumlarını ayetlerde şu şekilde bildirmektedir:
Kimin de kitabı ardından verilirse, o da, helak (yok olmay)ı çağıracak, çılgın alevli ateşe girecek. Çünkü o, (dünyada) kendi yakınları arasında sevinçliydi. Doğrusu o, (Rabbine) bir daha dönmeyeceğini sanmıştı. (İnşikak Suresi, 10-14)
Elleri boyunlarına bağlı olarak, sıkışık bir yerine atıldıkları zaman, orada yokoluşu isteyip-çağırırlar. Bugün bir yokoluşu çağırmayın, birçok (kere) yokoluşu isteyip-çağırın. (Furkan Suresi, 13-14)
Cehennem azabı o kadar şiddetli ve can yakıcı olacaktır ki, dünyada ölümden ve yok olmaktan korkarak batıl inançlara sarılanlar,   Allah'ın dininden yüz çevirenler, Allah'ı ve ahireti inkar edenler, o çok korktukları yokoluşu cehennem azabına tercih edeceklerdir.
Kuran'dan, ahiretin varlığından ve cehennemdeki sonsuz azap ile, cennetteki sonsuza kadar sürecek olan olağanüstü güzellikteki hayattan haberdar olan her insanın, bu gerçekler üzerinde samimiyetle ve dikkatlice düşünmesi gerekir. Cehennem azabının var olduğuna biraz olsun ihtimal veren bir insanın, bu azabı düşünmekten kaçması akılcı ve vicdanlı bir davranış değildir. Üstelik böyle davranmak, insanın sonsuza kadar çok büyük pişmanlıklar yaşamasına da neden olur. İnsanın önünde, cehennem ehlinden olmak gibi dehşet verici bir ihtimal varken, bu düşünceyi aklından çıkarmaya çalışarak, kendince kısacık dünya hayatının "tadını kaçırmamaya" çalışması büyük bir akılsızlıktır. Aksine insanın bu azaba müstahak olmamak için çok ciddi bir çaba içine girmesi, Allah'ın Kuran'da bildirdiği güzel ahlaka titizlikle uyması, dünyada kendisine verilen süreyi ahiret için en iyi şekilde değerlendirmesi gerekir. Çünkü insan, daha ölüm kendisine geldiği anda gerçekleri tüm açıklığı ile görecektir. Ölüm korkusu ile gerçekleri düşünmekten kaçan insanların o andaki konuşmaları Kuran'da şöyle haber verilmektedir:
O, ölüm sarhoşluğu, bir gerçek olarak gelip de, (insana) "İşte bu, senin yan çizip-kaçmakta olduğun şeydir" (denildiği zaman da). Sur'a da üfürülmüştür. İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür. (Artık) Her bir nefis, yanında bir sürücü ve bir şahit ile gelmiştir. "Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir." Onun yakını olan (ve yanından ayrılmayan melek) dedi ki: "İşte bu, yanımda hazır durumda olan şey." Siz ikiniz (ey melekler), her inatçı nankörü atın cehennemin içine, hayra engel olan, saldırgan şüpheciyi, ki o, Allah'la beraber başka bir ilah edinmişti. Artık ikiniz, onu en şiddetli olan azabın içine atın. (Kaf Suresi, 19-26)

Dipnotlar

2- Büyük Dinler ve Mezhepler Ansiklopedisi, 1964, İstanbul, s. 52
3- Edward Washburn Hopkins, The Religions of India, Boston, 1995, s. 319
4- Dr. Ali İhsan Yitik, Hint Kökenli Dinlerde Karma İnancının Tenasüh İnancıyla İlişkisi, s.130-131

Karma İnancında Dünya Hayatı

Karma İnancında Dünya Hayatı

Karma inancına göre, dünya hayatı hiç bitmez. Ölen bir insan, başka bir bedenle tekrar bu dünyaya geri döner. Ancak bu doğru değildir. Ölümle birlikte, her insanın dünya hayatı sona erer ve ahiret hayatı başlar.
Daha önce de belirtildiği gibi Karma inancına göre bu dünya hayatında iyilik yapan bir sonraki hayatında iyilikle, kötülük yapan ise kötülükle karşılık bulacaktır. Dolayısıyla Karma inancında dünya hayatı, bir önceki hayatın bir sonucu ve bir sonraki dünya hayatının nedenidir. İlk bakışta, ölümden sonraki yeni hayata dair bu beklentinin, Karma inancına sahip insanların güzel davranışlarda bulunmalarına sebep olacağı düşünülebilir. Yani Karma felsefesine inanan insanların, bir sonraki hayatlarında iyilikle ve güzellikle karşılık bulmak için güzel davranışlar göstermeye, kötülüklerden uzak durmaya çalışacaklarına inanılabilir.
Ancak, samimi olarak güzel ahlaklı olmaya karar vermeyen bir insan için, Karma inancının ciddi anlamda bir teşvik etkisi yoktur. Karma'da insanlar bu hayat çemberinin sayısız olduğuna ve her ölümden sonra mutlaka tekrar dirileceklerine inandıkları için, önlerinde sayısız şans olduğunu sanmaktadırlar. Dolayısıyla bir insan herhangi bir kötülük yapmaya kalktığında, "bir sonraki hayatımda daha kötü bir hayatla yaşasam bile, bunu sonraki hayatımda telafi edebilirim" diye düşünebilmektedir. Bu nedenle, böyle çürük temeller üzerine kurulu bir anlayış insanları kötülüklerden alıkoymaya yeterli olmamaktadır. Çünkü dünya hayatına bağlılık insanların büyük bir bölümünün önemli bir zaafıdır. Reenkarnasyon gibi batıl bir fikre inanmalarının en önemli sebebi de bu bağlılıkları ve dünya hayatından hiçbir şekilde vazgeçememeleridir. İnsanların davranışlarını köklü bir şekilde düzelterek, güzel ahlakı yaşamaları ise, ancak bu dünya hayatının gerçek anlamını kavramalarıyla mümkün olur.
İslam ve Karma
 
"Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben, sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım."

(Araf Suresi, 59)
"Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülür; öyleyse O'na kulluk edin ve O'na tevekkül edin..."

(Hud Suresi, 123)

Dünya hayatının gerçek yönünü bilen bir insan, kendisini ve tüm evreni var eden, onu koruyan ve esirgeyen Rabbimize kulluk için yaratıldığını, her yaptığından, her konuşmasından ve düşüncesinden  Allah'a karşı sorumlu olduğunu ve ölümünden sonra O'na hesap vereceğini bilir. İnsanların Allah'a kulluk için yaratıldıkları Kuran ayetlerinde şöyle bildirilmektedir:
Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki sakınasınız. (Bakara Suresi, 21)
İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur. Herşeyin Yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir. (Enam Suresi, 102)
Allah'ın gücünü takdir edebilen, Allah'ın azaplandırmasından korku duyan müminler, yalnızca Allah'a kulluk eder, O'nun emirlerine kayıtsız şartsız uyar, kötülüklerden sakınarak Rabbimizi hoşnut edecek davranışlarda bulunurlar. Müminlerin Allah'tan korkup sakınmaları ve bundan dolayı gördükleri güzel karşılık Kuran ayetlerinde şöyle bildirilmektedir:
Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç) bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın. (Lokman Suresi, 33)
De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır.  Allah, kulları hakkıyla görendir." (Al-i İmran Suresi, 15)
Allah'tan korkup sakınan müminler, hayatları boyunca Allah'a olan kulluk görevlerini yerine getirmek, sonsuz ve acı bir azaptan korunmak için ibadetlerinde ve güzel ahlak göstermekte kararlı olurlar. Nitekim Allah Kuran'ın birçok ayetinde, ibadetlerin, kulluğun, güzel amellerin ve ahlakın sürekli olmasını teşvik etmiştir:
Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur. Böyleyken Allah'tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz? (Nahl Suresi, 52)
Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır. (Kehf Suresi, 46)
Allah, hidayet bulanlara hidayeti artırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır (Meryem Suresi, 76)
Ki onlar, namazlarında süreklidirler. (Mearic Suresi, 23)
Sonuç olarak bir insanın gerçek anlamda üstün bir ahlaka sahip olmasının, çıkarları ile çatışsa dahi güzel ahlaktan taviz vermemesinin tek yolu, Allah'a karşı güçlü bir sevgi ve bağlılığı olması, O'ndan korkup sakınması ve O'na kullukta kararlı olmasıdır. Aksi takdirde, her insanın kendine ait birtakım güzel özellikleri olabilir; ancak bunlar ya sayılıdır, ya kısa sürelidir veya bazı koşullara bağlıdır. Karma felsefesinde de insanlara bazı güzel davranışlar tavsiye edilmektedir. Ancak bunların sürekli olması mümkün değildir, çünkü insanın her şartta iyilik yapması için Allah'a iman etmesi, yaptığı herşeyi O'nun rızası için yapması, O'nu tanıyıp takdir etmesi ve O'ndan korkup sakınması gerekir.
İslam ve Karma
İman eden insan, dünyadaki her güzelliğin geçici olduğunu bilir. Bundan üç-beş yüzyıl önce ihtişam içinde yaşamış olan insanların her birinin dünyadan ayrıldığını ve o ihtişamdan geriye sadece ıpıssız harabeler kaldığını aklından çıkarmaz. Bunun sonucunda da dünyadaki vaktini Allah'ı hoşnut edecek davranışlarda bulunarak geçirir.

Kuran'da dünya hayatının bir deneme yeri olduğu bildirilir

İslam and Karma
Dünya hayatı her insan için "göz açıp kapayıncaya kadar geçen" kısa bir imtihan yeridir. Allah tüm insanları, dünya hayatında karşılaştıkları olaylara verdikleri tepkiler ile denemektedir.
Kuran'da dünya hayatının bir kere yaşanacağı ve bu hayatın amacının insanların sonsuz hayatları için denenmeleri olduğu bildirilmektedir. Yani insanların ölümü gördükten sonra bir daha dünyaya dönüp, yaptıkları hataları telafi etme imkanları yoktur. Allah, dünya hayatının amacının ne olduğunu bir ayetinde şöyle bildirir:
O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)
Dünya hayatı her insan için, Allah'ın karşısına çıkardığı olaylarla denendiği, güzel ahlak gösterip göstermeyeceğinin sınandığı bir imtihan yeridir. Allah Kuran'da insanların "iman ettik demekle bırakılmayacaklarını ve mutlaka sınanacaklarını" bildirmektedir. (Ankebut Suresi, 2)
Bir insanın hayatı boyunca karşısına çıkan hiçbir olay tesadüfi değildir. Hepsi Allah'tan bir deneme olarak yaratılmıştır ve kaderinde en küçük ayrıntısına kadar yazılmıştır. Örneğin bir insanın zengin veya ünlü olması o insanın -Karma inancında olduğu gibi- sözde geçmiş hayatında yaptığı iyiliklerin bir karşılığı değildir. Allah, o insanı zenginlik ve ün ile denemektedir. Önemli olan o kişinin sahip olduklarıyla şımarıp şımarmayacağı, nankörlerden mi yoksa şükredenlerden mi olacağıdır. Aynı şekilde fakirlik ve zorluk içinde yaşayan bir insanın da geçmiş hayatındaki kötülüklerinin karşılığını gördüğü yönündeki inanç batıldır. Allah bu insanı da zorluk ve sıkıntı ile denemektedir. Bu hayatın yaratılmasının nedeni ise, bu kişinin karşılaştığı zorluklar karşısında Allah'a tevekkül ederek güzel bir ahlak gösterip göstermeyeceğinin belli olmasıdır.
Kendisine dünya hayatında verilen bütün nimetlerin Allah'tan büyük bir lütuf olduğunu bilen, bunlar için şükreden ve sahip olduğu herşeyi Kuran'da bildirilen sınırları koruyarak ve Allah'ın hoşnut olacağı şekilde kullanan insan, ahirette güzel bir karşılık almayı umabilir. Ancak bu nimetleri sahiplenip, onların Allah'ın bir lütfu olduğunu unutan, bunlarla kibirlenerek şımaran ve doğru yoldan saparak harama yönelen insanlar için ahirette kötü bir karşılık vardır. Çünkü her insan yaptığı kötülüğün veya iyiliğin karşılığını ahirette en adaletli şekilde alacaktır. Allah insanın sahip olduklarının kendisi için sadece bir deneme konusu olduğunu bir ayetinde şöyle haber verir:
İslam and karma
 
"... Dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk yanında geçici) bir meta'dan başkası değildir."
(Rad Suresi, 26)
"İşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azapları hafifletilmez..."
(Bakara Suresi, 86)
Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (deneme konusudur.) Allah yanında ise büyük bir mükafaat vardır. (Enfal Suresi, 28)
Ayette de bildirildiği gibi insan zorluk ve sıkıntılarla denenecektir. Bu sıkıntıların şiddeti ve şekli ise tamamen Allah'ın takdirine bağlıdır. Bu şekilde denenen insanların her koşul altında Allah'a tevekkül etmeleri, her zorluğun ve sıkıntının kendileri için bir hayır olduğunu düşünmeleri ve sabrederek Allah'tan razı olmaları gerekmektedir. Bu konu Kuran ayetlerinde şöyle bildirilmektedir:
Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz." Rablerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır. (Bakara Suresi, 155-157)
Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir. (Al-i İmran Suresi, 186)
Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (Enam Suresi, 32)
Dünya hayatının gerçek yönünü düşünerek görebilen ve bu gerçeğe göre yaşayan insanlar ise, ölümlerinden sonra sonsuza kadar sürecek olan asıl hayatlarını büyük bir mutluluk ve huzur içinde geçireceklerdir. Bu, Allah'ın iman edenlere bir vaadidir. Ve sonsuz rahmet, şefkat ve merhamet sahibi olan Rabbimiz, hiçbir zaman vaadinden dönmez.

Karma İnancına ve Kuran'a Göre Kader Anlayışı

Karma İnancına ve Kuran'a Göre Kader Anlayışı

Karma felsefesinde kadere iman yoktur. Oysa, her insan Allah'ın kendisi için yarattığı kadere tabidir ve kaderini değiştirmesi mümkün değildir.
Dünya hayatı
 
Her insan, doğar, büyür, yaşar ve ölür. Ve ilk insandan günümüze kadar her insanın doğduğu andan itibaren yaşadığı ve yaşayacağı her olay kaderindedir. Kader, Allah'ın ilmidir. Hepimizin kaderini belirleyen herşeyin yaratıcısı, sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Rabbimiz'dir. Bu yüzden samimi olarak iman eden insanların gelecekten veya geçmişte yaşananlardan endişe duyması son derece gereksizdir. Allah salih kulları için herşeyi hayırla yaratmaktadır.
Karma inancının kader hakkındaki anlayışı da son derece sapkındır. Karma'ya göre, bir insanın kaderi kendi elindedir. Dinler Tarihi isimli kitapta bu kader inancı şöyle açıklanmaktadır:
... Karma, kişinin iradesiyle yaptığı şeyi bunun sonucunu kapsar. Yapılanlar kişi için kaçınılmayacak bir sonuç getirir. Herkes böyle bir karmayı miras alır. Bunu diğer karma takip eder. Bu determinizm değildir. Çünkü kendi karması içinde herkes iyi veya kötü iş yapmakta hürdür. Kişinin kendi karması onu mecbur etmemektedir. Budist görüşe göre yeni karma için önemli olan davranış değil, iradedir. Karma'nın semerelerini fail ya bu hayatta ya yeni doğumda, ya da daha sonraki doğumda görecektir.5
Yukarıdaki açıklamada da görüldüğü gibi, Karma felsefesinde kadere iman yoktur. Her insanın kendi kaderini kendisinin belirlediği gibi gerçek dışı bir fikre inanılır. Karma'ya göre, örneğin Hintli bir insanın içinde bulunduğu kast ve hayat şekli tamamen kendisinin bir önceki hayatındaki tavrına bağlıdır. Yani bu insan şu an yaşadığı hayattaki kaderini bir önceki hayatında kendi eliyle belirlemiştir.
Oysa gerçekte bir insanın kaderini belirleyen, her karşılaştığı olayı yaratan, bu olayları ve hayatını daha o insan doğmadan önce belirleyen Allah'tır. Hadid Suresi'nde insanın başına gelen herşeyin Allah'ın takdiri olduğu ve biz daha o olayı görmeden önce yaratıldığı şöyle bildirilir:
Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. (Hadid Suresi, 22)

Kuran'da tarif edilen kader konusu

kitap okurken
Kader, Allah'ın geçmiş ve gelecek tüm olayları "tek bir an" içinde yaratmış olmasıdır. Bu da, Allah katında, evrenin yaratılış anından kıyamete kadar olan her olayın yaşanmış ve bitmiş olması demektir. Bizim için henüz yaşanmamış, "gelecek" olarak adlandırdığımız olaylar, aslında Allah katında geçmişimizle birlikte tek bir an içinde yaşanmıştır. Çünkü Allah, zamandan münezzehtir, yani zamana bağlı değildir. Zamana bağlı olan insandır. Dolayısıyla, Allah katında tek bir anda yaşanıp bitmiş olaylara bizim şahit olabilmemiz için, zaman geçmesi gerekmektedir. Söz gelimi, bizim bu kitabı okumamız için bir zaman gerekir. Tek tek sayfalarını çevirmemiz için de bir zaman gerekir. Ancak Allah, ezelden beri, daha bu kitap yazılmadan, hatta bu kitabı okuyanlar ya da okuyanların ataları dahi doğmadan önce, bu kitabın her sayfasını bilmektedir. Bu konu için şöyle bir örnek verebiliriz: Bir caddede yürüyen bir insanın caddenin diğer ucuna ulaşması ve caddenin ucunu görebilmesi için zamana ihtiyacı vardır. Ancak bu caddenin ve caddede yürümeye başlayan insanın kuş bakışı çekilmiş resmine bakan bir başka insan, caddenin başındaki insanı da, caddenin sonunu da aynı anda ve tek bir satıh üzerinde görebilir. Bunun için zamana ihtiyaç duymaz.
Bu gerçeğin kavranması son derece önemlidir. Çünkü bir insan her ne kadar hayatı boyunca yaptığı herşeyi kendi istek ve iradesi ile gerçekleştirebiliyormuş gibi hissetse de, gerçekte Allah'ın kendisi için önceden belirlediği kaderi izler. İnsanın hayatı bir video kasete kaydedilmiş bir film gibidir. Ancak insanın bu filmi ileri alarak gelecektekileri görme imkanı yoktur. Allah ise, bu filmin tamamını aynı anda görür ve bilir. Zaten bu filmi tüm detaylarıyla tespit etmiş ve yaratmış olan O'dur. Biz nasıl bir cetvelin başını, ortasını ve sonunu bir kerede görebiliyorsak, Allah bizim bağlı olduğumuz zamanı başından sonuna kadar tek bir an olarak sarıp kuşatmıştır. İnsanlar ise sadece zamanı gelince bu olayları yaşayıp, Allah'ın onlar için yarattığı kadere tanık olurlar.
cadde
 
Bir caddede yürüyen bu iki kişi, köşeyi döndüklerinde ne ile karşılaşacaklarını bilemezler. Ancak köşeyi döndükleri zaman bunu öğrenebilirler. Caddeye kuş bakışı bakan bir göz ise, bu insanlar daha köşeyi dönmeden onların görecekleri arabaları, insanları, mağazaları görebilir.
Dünya üzerinde geçmişte yaşamış ve gelecekte yaşayacak olan insanların her anları, her halleri, anne rahmindeki cenin hallerinden ölümlerine, ilkokula kayıt oldukları günden saçlarında ilk beyaz telin oluştuğu saate kadar, her anları Allah katında belirlenmiş, yaşanmış ve görülmüştür. Bu, dünya üzerindeki bütün insanların kaderleri için bu şekildedir.
Geçmişte ve gelecekte yaşanan herşeyin, gerçekte Allah katında yaşanmış olarak saklı ve hazır olaylar olmaları ise bize çok önemli bir gerçeği gösterir: Her insan kayıtsız ve şartsız, istese de istemese de Allah'ın kendisi için belirlediği kaderine teslim olmuştur. İnsan nasıl geçmişini değiştiremezse, geleceğini de değiştiremez. Çünkü geçmişi gibi geleceği de yaşanmıştır; geleceğindeki tüm olaylar, ne zaman, nerede, ne yemek yiyeceği, kiminle ne konuşacağı, ne kadar para kazanacağı, hangi hastalıklara yakalanacağı, nihayetinde ne zaman, nasıl, nerede öleceği hepsi bellidir ve bunları değiştiremez. Çünkü bunlar zaten Allah katında, Allah'ın hafızasında yaşanmış olarak bulunmaktadır. Sadece bunların bilgisi henüz kendi hafızasında değildir.
Bu durumda bir insanın başına gelen olaylara üzülmesi, bunlara sıkılması, endişe duyması, korkması son derece gereksizdir ve akılcı değildir. Bu bir insanın, seyrettiği filmdeki olaylara üzülmesi, sanki olanları değiştirebilecekmiş gibi filmdeki karakterler için kaygılanmasına benzer.
Söz gelimi hayatının dönüm noktası olarak gördüğü bir görüşmeye giderken, yolda kaza geçiren ve bu görüşmeyi kaçıran bir insan bir anda büyük bir ümitsizliğe düşer ve başına gelenleri bir şanssızlık olarak nitelendirir. Hatta "keşke evden bir dakika geç çıksaydım da, başıma bunlar gelmeseydi" der. Oysa bu insan o anda boş yere yakınmaktadır. Çünkü o kişinin o gün evden hangi saniyede çıkacağı, hangi yollardan, hangi araçları kullanarak buluşma yerine doğru gideceği, hangi araba ile ve hangi insan ile çarpışacağı, daha o insan doğmadan evvel Allah katında bellidir. Ve Allah her olayı olduğu gibi bu olayı da o insan için en hayırlısı ile yaratmıştır. İnsan Allah'ın olaylarda dilediği hayır ve hikmetleri her zaman görüp anlayamayabilir veya bir zaman sonra anlar. Ancak Allah'ı tanıyarak O'nun sonsuz kudretini takdir edebilen ve O'na teslim olan bir insan, bunların her birinin büyük bir hayırla yaratıldığına emin olur.
Bu noktada şu konuyu da belirtmek gerekir ki, yaşanan olaylar Allah katında sadece bir bilgi olarak bulunmazlar. Bu olayların hepsi, yaşandığı andaki canlılığı ile, hatta bizim bilemeyeceğimiz kadar canlı ve net olarak Allah katında yaratılmışlardır ve şu anda da yaşanmaya devam etmektedirler. Örneğin Peygamberimize ilk vahyin geldiği an; Allah'ın Hz. Musa'ya çalıdan seslendiği an; Hz. İsa'nın, eliyle dokunarak bir hastayı iyileştirdiği an; Hz. İbrahim'in, kavminin taptığı putları kırdığı an; Hz. Yunus'un, balığın karnında Allah'a dua ettiği an; Hz. Yusuf'un iftiraya uğradığı an; Hz. Eyüp'e şeytandan bir sıkıntı dokunduğunda Allah'a dua ettiği an; Hz. Lut'un melekleri ağırladığı an ve geçmişte yaşanmış bütün olaylar; Allah'ın katında şu anda, en canlı ve en net halleriyle yaşanmaktadır. Allah'ın katında bu anların hepsi sonsuza kadar yaşanmaya devam edecektir.
iş güç

Çok önemli gördüğü işine geç kalan bir insanın, bundan dolayı üzüntü ve sıkıntı duyması son derece yersizdir. Çünkü yaşadığı her olay kaderindedir ve bunların hiçbirini değiştirmeye güç yetiremez.
Sonuç olarak, karşılaştığı bir olayı aksilik, terslik, şanssızlık gibi gören, bundan dolayı sinirlenen, endişelenen, üzülen insanlar kendi kendilerine zulmetmektedirler. Çünkü onlar hiçbir zaman değiştirmeye güç yetiremeyecekleri olaylar için kendilerini yıpratmakta, bunun için gerilim yaşamaktadırlar. Oysa kaderi izlediğini bilen bir insan bu ilmin getirdiği rahatlığı ve huzuru yaşar. Çünkü kaderimizi yaratan Allah'tır ve Allah herşeyi en hayırlı, en güzel şekilde yaratır. Allah'ı tanıyan, O'nu seven ve O'nun adaletine ve merhametine güvenen bir insan, sonsuz akıl sahibi Allah'ın yarattıkları ve diledikleri dışında kendisine hiçbir şeyin isabet etmeyeceğini bilmenin sınırsız keyfini yaşar. Müminlerin, Allah katından kendilerine sadece hayır geleceğine iman ettikleri bir ayette şöyle bildirilmiştir:
(Allah'tan) Sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde, "Hayır" dediler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir. (Nahl Suresi, 30)
Allah'tan kendilerine gelen herşeyin hayır olduğuna inanan insanların dünya hayatlarının sonunda aldıkları mükafat ise bu ayetin devamında şöyle bildirilmiştir:
Adn cennetleri; ona girerler, onun altından ırmaklar akar, içinde onların her diledikleri şey vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir. Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin." (Nahl Suresi, 31-32)

Tedbir takdiri değiştirmez

kitap yazarken
İnsanların büyük bir bölümü, kader gerçeğini anlamazlıktan gelerek, "madem herşey kaderimizde, o zaman bizim bir şey yapmamıza gerek yok" diyerek, kendilerince kadere iman etmeyi imkansız göstermeye çalışırlar. Oysa bu çok sığ bir düşünce şeklidir. Aslında bu kişiler bu sözleri de yine kaderlerinde olduğu için söylerler, ama bunun da farkına varmazlar. Allah her insanın kaderini önceden belirlemiştir ve Allah katında her insanın hayatı yaşanıp bitmiştir.
Ancak Allah dünya hayatında yarattığı imtihanın bir gereği olarak, insana herşeyi kendi iradesi ile yapıyor hissini verir. Örneğin kitap yazan bir insan, gerçekte Allah katında yazılmış, bitmiş, okuyacak kişiler tarafından okunmuş bir kitabı yazar. Daha o insan neler yazacağını aklında toparlarken, o kitabın tüm satırları, paragraf başları, başlıkları, kapağındaki renkler ve resimler, kaç sayfa olacağı, noktalama işaretlerinin nerelere konacağı gibi herşey en ince detayına kadar Allah katında hazır olarak bulunmaktadır. Ancak insan bir kitabı yazarken, Allah o insana kendisi yazıyormuş, kelimeleri, cümleleri kendisi düşünüp buluyormuş hissini verir. Ama bir insanın, "bu kitap zaten kaderde varsa yazılmıştır, benim bir şey yapmama gerek yok" diyerek vazgeçmesi son derece cahilce ve samimiyetsiz bir davranış olur. Bu, kapının çaldığını duyan bir insanın, "dışarıdaki insanın kaderinde içeri girmek varsa, nasılsa içeri girecektir" diyerek kalkıp kapıyı açmaması gibi bir cahillik örneğidir.
Doğru olan ise şudur: Allah her insanı olayları kendisi yapıyormuş hissi ile yaratır ve insan bu hisse uyarak her konuda elinden gelen çabayı gösterir. Örneğin bir kitabın yazılmasına karar verdiğinde, o konuda araştırma yapar, dikkatle düşünür, yazdıklarında titizlik gösterir, tekrar tekrar kontrol eder. Ama bu esnada kaderde hazır olan kitabı aşama aşama hazırlamaktadır ve her aşama da kaderde belli ve hazırdır. Kapının çaldığını duyduğunda da elindeki işi bırakır ve kalkıp kapıyı açar. Ama bunların hepsi kaderinde belirlenmiş olaylardır. Allah ayetlerinde insanların yaptıkları fiilleri yaratanın ve o fiillerin asıl sahibinin Kendisi olduğunu şöyle bildirir:
Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir. (Enfal Suresi, 17)
Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır. (Saffat Suresi, 96)
Eğer bir insan Kuran'da anlatılan bu gerçekleri anlamazdan gelip -veya kasten kendince kaderi sınamak için- çalan kapıyı açmaz veya yazması gereken kitabı yazmazsa, aslında yine kaderinde olan şeyi yaşamaktadır. Ya da bu insan, "kaderimde varsa iyileşirim" diyerek hastalığı için gereken ilaçları almayıp, sağlığına dikkat etmezse, böyle akılsız bir harekette bulunmak da o insanın kaderindedir. Aynı şekilde kader gerçeğini inkar eden bir insan da kaderinde olduğu için inkar etmektedir.
pembe güller
 
Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık.
(Kamer Suresi, 49)
O halde akıl ve vicdan sahibi her insan, Allah'ın, imtihanın bir gereği olarak kendisine verdiği bu hisse uygun şekilde davranmalı, her konuda elinden gelen çabayı göstermeli, ancak tüm çabasının ve elde ettiği sonuçların da Allah katında önceden yaşanmış, görülmüş ve sonuçlanmış olaylar olduğunu bilmelidir. Allah, Kuran'da Hz. Yakup'un oğullarına tavsiyesini insanlara bu konuda örnek olarak vermiştir:
Ve dedi ki: "Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allah'tan hiçbir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler." (Yusuf Suresi, 67)
Yukarıdaki ayette görüldüğü gibi Hz. Yakup, oğullarına güvenlikleri için bir tedbir almalarını öğütlemekte, ancak hemen arkasından bu tedbirin Allah'ın dilediği olayın gerçekleşmesini engellemeyeceğini hatırlatmaktadır. Aslında Hz. Yakup'un bu öğüdü, oğullarının bu öğüde uymaları ve bunun sonucunda karşılaşacakları olayların tamamı da Allah katında önceden yaşanmış olaylardır. Bir sonraki ayette ise alınan tedbirin Allah'ın takdirini değiştirmediği şöyle bildirilir:
Babalarının kendilerine emrettiği yerden (Mısır'a) girdiklerinde, (bu,) -Yakub'un nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında- onlara Allah'tan gelecek olan hiçbir şeyi (gidermeyi) sağlamadı. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler. (Yusuf Suresi, 68)
Ayette de bildirildiği gibi, insan Allah'tan gelecek hiçbir şeyi engelleme gücüne sahip değildir. Ancak ibadet olarak, Allah'ın hoşnutluğunu arayarak aldığı önlemleri Allah vesile eder ve o insanı en hayırlı sonuca ulaştırır.
Sonuç olarak Allah'a ve Allah'ın yarattığı kadere teslim olmuş bir insan ile bu gerçeği kavrayamayan bir insan arasındaki fark şudur: Teslimiyetli olan insan, kendi yaptığı hissini yaşamasına rağmen, bunların tümünü Allah'ın dilemesi ile yaptığının bilincindedir. Diğeri ise, her yaptığını kendi aklı ve gücü ile yaptığını zannederek yanılır. Gerçekte ise Allah'ın bir ayetinde bildirdiği gibi, "Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir". (Ahzab Suresi, 38)

Dipnotlar

5- Prof. Dr. Günay Tümer, Prof. Dr. Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ocak Yayınları, Ankara 1993, s. 163